Söyleşi

Ana Sayfa > Söyleşi > 2008 > Merih Yolsal Yazıları büyütYazıları küçültBu sayfanın PDF görüntüsünü alBu sayfayı yazdırBu sayfayı arkadaşına gönderBu sayfayı rapor et
"Ürünün Asıl Kalitesi Ondan Saçılan Işıktır"


Merih Yolsal

Gökçe Aras: Zumtobel ürünleri Türkiye pazarında ne kadar süredir yer alıyor?


Merih Yolsal: Zumtobel Türkiye piyasasına 1980’li yılların sonuna doğru geldi ve ilk projeleri arasında Sabancı Tower yer alıyor. Bu projenin ardından da daha büyük çapta ilerledik ve çok büyük projelerde yer aldık. Geçtiğimiz yıllarda Türkiye’de yaşanmış olan kriz bizi de etkiledi. Fakat Kroma ile işbirliğimizle beraber aynı felsefeyi aynı şekilde paylaşarak hızla yol almaya devam ettik.

GA: Zumtobel ve Kroma işbirliği ne zaman başladı? Zumtobel’in Türkiye’de Kroma dışındaki yetkili bayileri var mıdır? Kroma’yı tercih etmenizin sebepleri nelerdir?

MY: Kroma ile işbirliğimiz yakın geçmişte gerçekleşti. 2005 senesinden itibaren beraber çalışıyoruz. Şu an başka bir partnerimiz daha var ancak yollarımız ayrılacak gibi görünüyor. Onun için şu anda aktif olarak Kroma’yı tercih etmemizin sebebi, o zamanlar yeni kurulmuş ufak bir şirket olmuş olmasına rağmen Zumtobel’in felsefesini çok iyi anlayabilmesi, hedeflerimizin aynı doğrultuda olması, sektördeki tecrübeleri ve teknik açıdan çok yönlü bir şekilde müşteriye hizmet verebilecek olmalarıydı. Kroma’nın haricinde çok talep geldi. “Sizin distrübütörlüğünüzü üstlenmek istiyoruz” diyen çok büyük şirketler de oldu ama bu sektörde sadece pazarlıkla iş yapmam mümkün değil. Ürünlerimiz, sadece üreticiden alınıp müşteriye verilecek ürünler değil. Bu Türkiye içerisindeki firmalar tarafından ne kadar da basitleştirilmeye çalışılmış olsa bile, o kadar basit değil malesef. Biz armatür satmıyoruz, bizim sattığımız aydınlatma içerisinde çözümler.

Bir proje ortaya çıkıyor ve o projenin belli bir görevi oluyor. O binanın içerisinde çeşitli alanlar vardır ve hepsi aynı değildir. Bütün iş, armatürü alıp takmakla bitmiyor. Çeşitli kriterler var ve o kriterleri anlayıp uygulamak gerekiyor.

GA: Zumtobel yetkili bayi seçiminde nelere dikkat ediyor?

MY: Dünyanın birçok yerinde beraber çalıştığımız partnerlerimiz var. Partnerler eskiden değişik kriterlerle seçiliyordu. Eskiden piyasa sadece Türkiye’de değil bütün dünyada daha değişik bir durumdaydı ve aydınlatma sektöründeki çözümler de çok basitti. Reflektörlü armatürler ve çok basit downlightlar vardı. Teknik bilgi sahibi olmaya çok gerek yoktu. O zaman ticari ağırlığı olan bir firma bile distribütörlüğü alabiliyordu. Fakat günümüzde şartların tamamen değişmesiyle, teknolojinin gelişmesiyle ve rekabetin artmasıyla artık sadece ticari yönde çalışan bir firma bizim için bir partner olamıyor. Neden olamıyor? Fiyat her bir ürün artık çok önemli. Zumtobel’i kıyasladığınız zaman bizim fiyatımız diğerlerinden yüksek. Ama çoğu firma bunu kavrayamıyor ve siz pahalısınız diyor. Bir çözüm göz önüne getirildiğinde bunun neticesi nedir? Hedeflediğimi %100 yakalayabiliyor muyum yoksa %30 mu elime geçiyor? İnsanın fiyatı da bu çerçevede değerlendirmesi gerekiyor. Bugün distrübitörlerimizi mümkün mertebe bizim felsefemize uyumlu olan, teknik çalışması bize uyum sağlayan ve müşteriye verebileceği hizmet kalitesine göre seçiyoruz.

GA: Zumtobel’in tasarım anlayışından ve tasarımcılarından bahsedebilir misiniz?

MY: Zumtobel armatürleri profesyonel alanlarda gereken aydınlatma çözümleri için yapılıyor yani dekoratif bir kısmı yok. Yine de tabi ki tasarımcılarla çalışıyoruz. Bu tasarımcıların hangi kriterlere göre seçildiği genel anlamda söylenemez. Bir anlamda onların tasarımlarıyla kazandıkları ünü kullanıyorsunuz. Tabi ünlü bir mimarın ya da tasarımcının armatürlere çizgisini attığı an belki bir müşteriyi memnun ediyorsunuz, ama bunun yanında o tasarımcıyı sevmeyen müşteriyi de memnun edemiyorsunuz. Bu sebeple bu soruyu şirketimizde çalışan başka arkadaşlara da sormanız gerekir. Benim malesef bu işlerde fazla tecrübem yok.

Emine Merdim Yılmaz: Çalıştığınız ünlü tasarımcılardan aklınızda kalan isimler var mı?

MY: Bu tasarımcılar arasında bizim portfolyomuz içerisinde birçok ürüne imza atmış olan ünlü mimar Ettore Sottsass var. Kendisi maalesef hayatta değil ama Milano’da yine de onun vermiş olduğu direktiflerle, onun tasarım anlayışıyla devam eden bir stüdyosu var. Yine onun öğrencileri arasında yer alan ve yaşına göre büyük ün yapmış olan mimar Matteo Thun’la da birçok çalışmamız oldu. Bunun dışında John Wilmot, Charles Keller, Massimo Iosa Ghini ve Zaha Hadid gibi birçok büyük isimle çalışmalarımız oldu.

GA: Zaha Hadid, Christoph Ingenhoven, Foster and Parners, Peter Cook... gibi birçok ünlü mimarla çalışmalarınız olmuş. Mimarlarla ilişkilerinizi sağladığınız ayrı bir departmanınız var mı? Bu tür büyük projelere hangi aşamada dahil oluyorsunuz?

MY: Mümkün oldukça daha proje ortaya çıkmadan projeye dahil olmak istiyoruz. Bizim Zumtobel olarak felsefemiz ve işe bakış açımız da o yönde. Biz sadece armatür satmak değil çözüme katkı sağlamak istiyoruz. Aydınlatma sektöründe şimdiye kadar edinmiş olduğumuz deneyimi mümkün mertebe müşteri ve onun gerekçeleri ile beraber en iyi şekilde ortaya getirmek istiyoruz. Bunun için baştan beraber olmak gerekiyor.

Kendi bünyemizde de çeşitli aydınlatma tasarımcılarımız var. Onlar sadece çok büyük projelerde çalışıyorlar. Bunun yanında uluslararası proje departmanımız ve uluslararası yönetim departmanımız da var. Bu anlamda dışa açık bir şirketiz.

GA: Aydınlatma projesini yapan iç mimarlar ya da mimarların ürün tercihlerinde en çok öne çıkan istekleri ne oluyor. Siz çözüm üretiyorsunuz, sizin çözümlerinizi mi alıp entegre ediyorlar yoksa özel çözümler talep ediyorlar mı?

MY: Her ikisi de olabiliyor. Çok büyük bir proje ise özel çözüm üretmek çok daha kolay çünkü repertuvarda olan bir armatürü alıp şekilde bir değişiklik yapıyorsunuz. Ama proje için özel bir armatür isteniyorsa, bu sonunda tabi ki de maddiyata dayanıyor. Özellikle o armatürü yapabilmek için çeşitli aletler gerekiyorsa bu projenin çok büyük bir proje olması gerekiyor. Örneğin “Katar Museum of Islamic Arts” projesinde sırf özel çözümler kullanıldı. Tabi o projede yapmış olduğumuz ciroyu bazı ülkelerde bir - iki senede yapıyoruz.


Soldan Sağa; Cenk Göksu, Uygar Sakarya

EMY: Özel projelerde kullanılan armatürlerin daha sonraları talep görüp üretildiği başka projelerde kullanıldığı ve pazarlandığı oldu mu?

MY: O özel çözümleri tasarım açısından dışarıdan destekleyen gruplar var ise ve onlara da karşı gelmiyor ise kullanabiliyoruz. Fakat bazı tasarımlar koruma altında olabiliyor. Bazen tasarımcılar “bu tasarımın başka yerde kullanılmasını istemiyorum” diyebiliyorlar. Zumtobel’in içinde yer alan bir tasarım departmanımız var. Sadece onların kendi çalışmaları ile ortaya çıkan bir çözüm zaman zaman başka projelerde de kullanılabiliyor.

Uygar Sakarya: Her projede her ürünü kullanmamak da çok büyük bir güç.

GA: Zumtobel ve Kroma’nın enerji tasarrufu, sürdürülebilirlik gibi kavramlara bakış açısı nedir?

MY: Sadece Zumtobel değil birçok sektör içinde faaliyet gösteren firmalar bu konuyu ciddiye almış bulunuyor veya alacaklardır. Enerji tasarrufuna uzun yıllardır önemle bakıyoruz. Elektronik balastları ve T16 teknolojisini uzun zaman önce ağırlıklı olarak kullanmaya başladık. Şu an bizim parola olarak kullandığımız konseptin adı “Humanergy Balance”. Humanergy Balance bizim oluşturduğumuz suni bir terim. İnsanlar için yapılmış bir aydınlatma çözümü fakat bunun yanında çevrenin aynı şekilde önem taşıdığını da bilmek gerektiğini anlatıyoruz. İnsanlar sonsuza dek istedikleri gibi yaşayamazlar. Enerjiyi bilinçli bir şekilde kullanıp, dünyayı daha nice yıllara bu şekilde bırakmak lazım. Bu denge için Humanergy Balance konseptine iki senedir ağırlıklı çalışıyoruz. Bu konsept doğru çözümlerle aynı anda enerji tasarrufu sağlamak ve bunun uygulamasını yapmak. Örneğin ofis aydınlatmasında mekandaki her bir köşenin 500 lüx olması gerekmiyor. Bunun çok çeşitli başka kriterleri de olabilmeli. Aydınlatma kontrolü ile beraber gündüzleri başka bir aydınlatma ortamı yaratmak mümkün. Gün ışığının yeterli olduğu ortamlarda boşuboşuna fazla enerji sarfetmenin bir anlamı yok. Bunun gibi çalışmalarımız var ve gittikçe de artacak.

Cenk Göksu: Gün ışığına bağlı kontrol sistemleri, bahsi geçen balastlar da dahil olmak üzere gün ışığı destekli armatür tasarımı 90’lı yılların başından beri var. Ama ne zaman sular azalmaya başladı, elektrik faturaları şişti; insanlar yeni yeni bu faktörleri önemsemeye başladı. Zumtobel çok uzun zamandır bunun farkında ve ürünlerine de uygular vaziyette.

US: Aydınlatma da aslında neticede bir ışık ve ışık elle tutulamaz bir şey. Aydınlatma içerisine birçok fonksiyon giriyor. Bizden öncelikle klasik bütçeden başlamamız isteniyor. Bu felsefe olarak doğru değil. Hepimiz iyi hissetmeli ve doğru renkleri algılamalıyız. Aydınlatma psikolojiye direk hitap eden bir konu. Aydınlatmayı bir armatürü elinizde tutup çevirerek algılamak mümkün değil.

CG: Biz aydınlatmadan tasarruf etmek istiyoruz diye bir talep geliyor. “Camlarınızda kırıcı var mı?” diye soruyoruz “%40 güneş kırıcısı var” diyorlar. Halbuki gerektiğinde ışığı tüm gün içeri alacak ve aydınlatmayı tamamen kapattıracak bir sistem tasarımı yapılmalı. Ama sistem çoktan çözülmüş ve yerleştirilmiş, bunun üstüne bir de kontrol sistemi olsun isteniyor.

MY: Aydınlatmanın kalitesini anlayabilmek için çeşitli kriterler var. Kişisel algının yanında ölçülebilen teknik kriterler de var. Ve bunları bir dengeye getirmek lazım. Bunu dengeye getirebilmek için çeşitli çözümleri Almanya’daki bir ofisle beraber similasyon yapabilmek için bir yazılım hazırlandı. Bu yazılımın adı “Vivaldi”. Bu program sayesinde müşteri ile beraber projenin başında bütün detauları ile çözümü görebiliyorsunuz.

Bunun yanında Zumtobel geçen sene Sustaniability Award adında bir mimari ödül vermeye başladı. Bu sadece mimarlar için değil çeşitli konseptler için de geçerli olan bir ödül ve sadece Zumtobel ürünleri kullananlar için de değil. Geçen sene birinciliği Amerika San Fransisko’da gerçekleştirilmiş bir proje kazandı. Kazanan projede Zumtobel’in hiç bir ürünü kullanılmamıştı. Bu çalışmalar da var, onun için başkalarına da ümit verip daha fazla bu şekilde çalışmalarına devam etmesi için o da bir yatırım.

US: Zaman konusu Türkiye’de çok atlanan bir konu. Biz projelerde buna dikkat çekmek istiyoruz ve müşterilerimize o sistemin yazın nasıl çalışacağı ya da akşam nasıl reaksiyon vereceğini düşünmeden sadece anlık çözümler peşinde koşturmamak gerektiğini hatırlatıyoruz.

GA: Günümüzde güvenlik amacıyla yoğunlaşan otomasyon sistemleri üretimi ile ilgili yatırımlarınız var mıdır?

MY: Aydınlatma kontrol sistemlerinde çok basit sistemlerden çok komplike sistemlere kadar Luxmate isminde bir sistemimiz var. Cenk Bey bu konuda Türkiye’de en fazla uzmanlığı olan kişiler arasında. En azından bizim sistemimizle çok yakından ilgileniyor. Bu epey zamandır faaliyet gösterdiğimiz bir konu. 80’li yıllardan beri devam eden ve sürekli geliştirdiğimiz bir konu.

CG: Dijital balastta ilk üretim rakiplerine patenti ile birlikte Dali denen herkesin harika çocuk tasarım olarak sunduğu şeyin asıl mucidi Zumtobel’dir.

GA: Tasarım ve teknoloji geliştirme anlamındaki yatırımlarınızdan kısaca bahsedebilir misiniz?

MY: Bizim için önemli konuların başında enerji tasarrufunu sürekli geliştirmek. Bunun yanında herkes bugünlerde “LED”den konuşuyor. Birkaç yıl öncesine kadar fuarlara gittiğimde “Zumtobel neden fazla LED çalışması yapmıyor?” sorusuyla karşılaşıyordum. Zumtobel’in piyasada bir namı var. 60 senedir piyasada olan bir firma deneme işine girişmez. Zumtobel olarak attığımız adımları sağlam bir şekilde atıyoruz. Ama bugün var yarın yok şirketler her şeyi rahatlıkla deneyebilir. O firmanın ürünlerini satın alanlar da o riski üstlenmiş olurlar. Biz LED sistemlere çok büyük önem veriyoruz ve LED sektöründe ciddi ortaklıklarımız bulunuyor.

US: Bunu bir örnekle desteklemek istiyorum. 2007 International Form Design Ödülü’nü Zumtobel’in geç piyasaya sürdüğü ama sürdüğü zaman eksiksiz olan “Tempura” adındaki özellikle müzelerde, sergi elemanlarında ve mağaza sektöründe kullanılabilecek LED spotuydu. Bütün International Form Design Ödülleri’nin arasında EF Gold Ödülü’nü aldı. Bu spotun arka planında şekilsel ya da dekoratif görüntü değil çok ciddi bir teknik altyapı bulunuyor.

GA: Zumtobel ve Kroma’nın Türkiye’deki ve Dünya’daki pazar payı nedir?

MY: Şu anda Türkiye’de bizi tatmin etmeyecek şekilde ama çok ümit verici. Türkiye’deki potansiyelimiz çok yüksek. Zumtobel Holding olarak dünya çapında en büyük 5 şirket içindeyiz.

EMY: Marka bilinirliği konusunda bir araştırma yapıldı mı?

MY: Marka bilinirliğimiz bölge bölge değişiyor. Amerika Birleşik Devletleri’nde ve Japonya’da tamamen değişik bir aydınlatma dünyası var. Avrupa’da ise Türkiye dahil genellikle ilk iki içerisinde yer alıyoruz. Amerika’daki aydınlatma tasarımcılarının çoğu da bizi tanıyor. Halk tanımaz ama işi bilenler tanır. Zumtubel Avrupa içinde çok tanınmış, Asya ve Ortadoğu’da da ciddi bir payı var. Mimarların gözünde çok kuvvetli bir marka olduğumuzu söyleyebilirim.

US: Türkiye’de ise marka bilinirliği daha çok politik bir durum. Ama AB sınıfında düşündüğümüz zaman en kuvvetli olanlardan biriyiz diyebiliriz. Çünkü Kroma’nın geçmişine bakıp, grafik olarak kendimizi A grubundan D grubuna kadar 200 projeyi tamamlamış bir grup olarak değerlendiriyoruz. Bunlar bizi mutlu ediyor tabi ama cirosal anlamda bakarsanız, piyasadaki payımızı bir butik proje payı olarak algılamakta fayda var.

MY: Türkiye’de marka tanınırlığımız oldukça yüksek bir oranda. Tabi ki piyasada teşeronlar ve mühendisler tarafından oynanan oyunlardan dolayı bazen işe Zumtobel’le başlanıyor ama iş kırık dökük ürünlerle bitiriliyor.

GA: Hangi fuarlara katılıyorsunuz. Katıldığınız fuarlardan beklentileriniz nelerdir?

MY: Aydınlatma sektöründe dünyanın nabzını tutan Frankfurt’ta bir ay sonra düzenlenecek olan Light and Building Fuarı bizim için çok önemli. Bunun yanında her 3 senede bir düzenlenen Euro Shop Retail Fuarı’na da katılıyoruz. Geçtiğimiz Euro Shop Retail Fuarı’nda standımız tasarımıyla birincilik ödülü kazandık. Frankfurt’taki Light and Building Fuarı her iki yılda bir yapıldığı için ona çok önem veriyoruz ve standımız da çok büyük oluyor. Bölgesel fuarlara sadece bölge organizasyonları katılıyor ve standımız da ona göre ufak oluyor.

EMY: Türkiye’de firmaların fuarlara olan inançlarını kaybettikleri görülüyor, en azından bize dönüşler öyle. Sizin sektörünüzde fuarlara bakış açısı nasıldır?

MY: Fuarlara inanın inanmayın, demiş olduğum iki büyük fuara belli bir seviyeye ulaşmış olan bir şirket mecburen katılır. O fuardan yeni müşteri çıkartın çıkartmayın, katılmadığınız an nasıl yorumlandığı belli. Onun için pazarlama olarak siz stratejinizi seçmişseniz beklentiniz olsun olmasın o sermayeyi mecburen yatırıyorsunuz. Çünkü piyasanın bir beklentisi var.

EMY: Örneğin seramik sektöründe faaliyet gösteren firmalar yurtdışındaki fuarlara katıldıkları zaman dünyaca ünlü bir tasarımcı ile çalıştıkları yeni ürünlerini lanse ediyorlar. Siz de her iki veya 3 senede bir bu şekilde bir hazırlık yapıyor musunuz?


MY: Fuarlardaki standlarımızda ürün sergilemiyoruz. Bizi tanımayan ziyaretçiler, siz neyi sergiliyorsunuz diye soruyorlar. Fuarlarda gerçek bir uygulamanın simülasyonunu gösteriyoruz. Armatürler ilk planda göze görünmüyor. Nasıl ki bir mekana girdiğiniz zaman armatürleri algılamıyorsanız fuar standımıza geldiğinizde de anlamıyorsunuz. Önemli olan ürünü göstermek değil iyi ve doğru şekilde o mekanın aydınlanmış olması. Bizim fuarlarda bütün portfolyomuzu göstermemizin hiçbir anlamı olmuyor. Yeni ürünler ve doğru aydınlatma çözümlerini gösteriyoruz. Doğru aydınlatma çözümleri sadece armatürü ifade etmiyor. Aydınlatma kontrolünü ve konseptini de içeriyor. Konsept çok önemli bir etken. Bir armatür ile yanlış bir konsept de çıkartabilirsiniz.

Bir takım fuarlara gittiğimde bazı firmaların kavun - karpuz satarlarmış gibi armatürleri yanmaz halde masanın üstünde sergilediklerini görüyorum. Siz armatürü bir obje şeklinde sergileyip sunacaksanız hiç değeri kalmıyor. Çünkü ürünün asıl kalitesi ondan saçılan ışıktır.

GA: Kroma’nın Türkiye’deki projelendirme çalışmalarından bahsedebilir misiniz?

US: Bizim kendi bünyemizde projelendirme bölümünde çalışan arkadaşlarımız var. Bir iş geldiği zaman biz o gün içerisinde teklifini gönderemiyoruz. Biz proje üzerinde önce mimarı ve son kullanıcısı ile konuşarak projede nereye varmak istedikleri ile ilgili argümanlar topluyoruz. Bizim için proje bittiği zaman mimari ile bütünleşen bir çözüm ortaya koymuş olması çok önemli. Fotoğraf çektiğimiz zaman o fotoğraf ile gurur duymak istiyoruz, kısacası yaptığımız işin iyi resim vermesini istiyoruz. Ayrıca işin bir de enerji tasarrufu boyutu var. Bunun yanında mekanda bulunanların başları ağrımadan evlerine gitmelerini istiyoruz. Sonuçta sadece aydınlatma seviyesinin kaç lux olduğunu bilmek aydınlatma tasarımcısı olmak anlamına gelmiyor. Duvardan yansıyan ışığın rengi nasıl yansıtabileceğini hayal etmeden, ya da mimar yer kaplaması olarak halı mı yoksa epoksi mi kullanacak bilmeden aydınlatma tasarımı yapmak ve buna göre teklif göndermek bir çözüm anlamı taşımıyor.

MY: Aydınlatma malesef sadece Türkiye içerisinde değil çoğu ülkede doğru şekilde uygulanmıyor. Piyasada çok çaba sarfetseniz de çok ufak adımlarla ilerleyebiliyorsunuz. Teknolojinin sağladığı avantajlar kullanılmıyor. Hala 10-15 sene önceki teknolojiler kullanılıyor. Oysa bir ofis içerisinde çeşitli çalışma alanlarında insanların bire bir çalışma motivasyonlarını etkileyen şeyler bunlar.

US: Herkes gün ışığı istiyor bizden ama gün ışığı zaten değişken bir şey. Piyasada öyle çok ciddi bir yanlış var.

MY: İlk yatırıma çok önem veriliyor. İşletme maliyeti tamamen saf dışı kalıyor. Çok statik bir bakış var, dinamik bir şekilde görülmüyor projeler. Sanki bugün olup bitiyor her şey. Oysa yatırım en azından 5 – 10 seneliktir. Bu anlayış yok malesef.

Söyleşi Arşivi
Dönem içindeki gerçekleştirilen söyleşilerin listesi aşağıdadır. Ayrıtılarına ulaşmak istediğiniz söyleşiyi listeden seçiniz